30 Eylül 2009 Çarşamba

Kimi Sevsem Sensin...

kimi sevsem, sensin...

Kimi sevsem sensin / hayret
Sevgin hepsini nasıl değiştiriyor,
Gözleri maviyken yaprak yeşili,
Senin sesinle konuşuyor elbet.
Yarım bakışları o kadar tehlikeli,
Senin sigaranı senin gibi içiyor

Kimi sevsem sensin / hayret.
Senden nedense vazgeçilemiyor.
Her şeyi terk ettim / ne aşk ne şehvet.
Sarışın başladığım esmer bitiyor.
Anlaşılmaz yüzü koyu gölgeli,

Dudakları keskin kırmızı jilet.
Bir belaya çattık / nasıl bitirmeli
Gitar kımıldadı mı zaman deliniyor.

Kimi sevsem sensin / hayret.
Kapıların kapalı girilemiyor.
Kimi sevsem sensin / senden ibaret
Hepsini senin adınla çağırıyorum,
Arkamdan şımarık gülüşüyorlar,
Getirdikleri yağmur / sende unuttuğum,
Hani o sımsıcak iri çekirdekli,
Senin gibi vahşi öpüşüyorlar...

Kimi sevsem sensin / hayret
İn misin cin misin anlamıyorum

/ Atilla İlhan /

Uluslararası Para Fonu İçin... / For IMF... (Sansürsüz...)


27 Eylül 2009 Pazar

Keşkek Yaşamı!

Kanıma kusulmuş yaşamların izi olmaktan sıyrılmaya başlayıp, hayata karşı öfkeyi hissettikçe yaşamı anladım...

...küçlüyorum sanırım!



Liberter Kedi

Deli Şarkı / W.Blake

Azgın rüzgarlar ağlıyor
Ve gece buz gibi;
Gel buraya,
Uyku,
Ve sergile üzüntülerimi:
Ama işte!
Sabah beliriyor
Doğudaki yarların üstünde,
Ve şafağın hışırdayan yatakları
Horgörüyorlar dünyayı.
İşte!
yolları döşeli
Göğün kubbesine,
Acıyla yüklü halde
Sürükleniyor ezgilerim:
Gecenin kulağına çalınıyorlar,
Günün gözlerini ağlatıyorlar;
Kükreyen rüzgarları delirtiyor
Ve fırtınalarla oynuyorlar.

Bir bulutun içindeki şeytan gibi,
Uluyan kederimle,
Peşinden koşup dolduruyorum geceyi...
Ve gideceğim geceyle birlikte;
Dönüyorum sırtımı doğuya
Tesellilerin arttığı yere;
Çünkü ışık dolduruyor zihnimi
Çılgınca bir acıyla.

26 Eylül 2009 Cumartesi

Yeni Olan Süzülür Ya Da Katledilir!


Yeni olan hiçbir şeyin, uyum sağlayamamasından korkmayın.

Yaşamlarınız sizin değil çünkü.

...birilerinin belirlediği düşünceleri giyinen sizler, yalnız olduğunuzu düşünerek, fikirlerinizin en ateşli savunucuları da olsanız(sizin algınız itibariyle...). Gerçekte;

...sizler sadece kuklalarsınız!

Kimi zaman öğretmeninizin tabularını, olduğu gibi kabullenip sorgulamadığınız için, kimi zaman ebeveynlerinizin yanlış yaşam felsefelerinin dile getiricisi olarak, hiçbir çürümüşlüğü gözden geçirebilme cesaretine bürünemediğiniz için, kimi zamansa toplumun içerisinde bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın diyen, sürü mantığının tahakkümüne boyun büken ve bencilleşmiş kişiliklerinizden dolayı, kuklalarsınız!

Ölümünüzü istemeniz ve tek gerçeğin, ahir zamanı olacağını savunmanız, aslında tamamen bu evrildiğiniz yaşam şekli ile ilintili...

Birazcık düşünerek, okuyarak, sorgulayarak, içine girerek bu kevaşeleşmiş yaşamınızı kurtarabilirsiniz.

Nasıl mı?

...söylemlediğimiz gibi: Düşünerek, okuyarak, sorgulayarak, içine girerek, mücadele ederek özgürleşebilirsiniz.

Bırakın önyargılarınızıda söyleyin,

-gerçekten yaşamlarınız bunlardan yoksun bir halde, özgür müdür?

...bu metalar bizlerin sürüdüğümüz yaşamın, bize ait olmasını sağlayan temel etmenlerdir. Eğer bir kişi kendi düşünücelerini özgürce hitabetine dökemiyorsa, bu bağımlı olduğu kurallar ile alakalıdır. Bu kuralları koyanlar ise kendi tahakküm ve otoritelerini koruyabilemek için bunlara uymanızı öğütler. Onlar için sorun yoktur. Onların paraziti haline gelenler ise ancak sizin özgürleşebileceğiniz anda kurtulacaklardır.

Bu yüzden özgürleşin!

Kendiniz olabilmek için!

Sonra direnmeye hazırlanın, çünkü onlar için bizler: Ahlak dışı olanlarız!

Bizi ilgilendiren, sevmenin ve korkmanın dışında başka hiçbirşeyin olmadığını söyleyenlerin yaptığı sadece ve sadece: "hemen hemen görülmeyen ince buyruklar, ince boyun eğmelerin işitilmediği, özgürlüksüz bir dünyadır. İdeal olan sadece ve sadece bir “hemen hemen”in dünyasıdır!

Kısacası her bakımdan karmaşıklaştırılmış, imitasyon yaşamların hüküm sürdüğü, içten pazarlıklı, dikenli bir ot haline getiriliyoruz!

Evet,bu yüzden yeni olan hiçbir şeyin uyum sağlayamamasından korkmayın. Bilinki: Yaşamlarımızın bizim değil, özgür olmadığımız sürece!

...buna inat kukla olmayın!

Görsel: Yeni Resimler

25 Eylül 2009 Cuma

Uyanın Yaşamın Kuklaları




Yaşamın tüm pisliklerinin, hepimize bulaştığını görmemenin verdiği rahatlığı yaşıyoruz. Duyarsızlıklarımızdan, bir çok yaşam yitiriliyor. Belki bizi ilgilendirmeyen, yamacımıza bile değmeyen yaşamlar olsa da. Farkında olmadığımız / olmak istemediğimiz ölümler, kaybolmalar, yitirilmeler, parçalanmışlıklar yaşansa da hayatta...bildiğim bişey var ki, bunların engellenebileceği bir yaşamı sürebiliriz!

Gerçek asli olarak bu eksende, bundan ibaret.

"Bunu bilerek yaşamak ACI "

Kurtuluş, sadece mücadele edip, ruhanilikten koparak; gerçekleştirebileceğimiz tek gözlü, ufak bir odada karşımızda yer alan, pencere kadar uzak bize. Uyanın. Yani sadece yerimizden kalkıp, biraz emek sarfetmek gerekiyor. Okumayan, araştırmayan, çaba sarfetmeyen, karamsar, hayallere bağımlı olarak yaşayıp, onların gerçekleşmesi için uğraşmayan yapımız ile de bizler, sadece geliştirdiğimiz;

- Hayata nasıl bakarsan hayat öyledir...

...diyen mantığımız ile çürüyoruz. 

Ve yarattıklarımızın ya da yaratılanların kölesi oluyoruz...


Aslında daha da sertleştirecek olursak, bizler mankafalarız.

İnsanların pazarlandığı, zenginler için ortalıkta sunulduğu, koca bir yapay formun, kuklalarıyız. Bu sistemin metası olmayı o kadar kolay kabullenmişiz ki. Kendimizi sadece hayal ettiklerimizi bekler bir halde, yaşama sunmuşuz. Ardından yerimizden Allah' a şükrederek, onun bize her şeyi sunmasını bekleyen  salaklar haline evrilmişiz, tarih bünyesinde.

(...hangi mantıkla, yoktan varolmayı kabullenebiliyoruz, ilginç...)

Bu sadece ben merkezcilikten kaynaklı.

Örnek olarak; kim dua ederken bütün insanlık için ediyor. Vicdani bir yasama yürütün hayatınız için. Hiç başkasını kurtarmak için, somut bişey yaptığınızı söyleyebilirmisiniz?

İşte bu yüzdende, başta söylediğimiz gibi:

"Yaşamın tüm pisliklerinin, hepimize bulaştığını görmemenin verdiği rahatlığı yaşıyoruz. Ve duyarsızlıklarımızdan dolayı, bir çok yaşam yitiriliyor."

..gitgide yarasalaşıyoruz. Bu yüzden üzüntüyle birlikte, birgün "hayatınızda, sesinizin çarpmayacağı bir boşlukta kaldınızda. Yönünüzü belirleyemediğinizde, ne yapacaksınız merak ediyorum!"

İşte gerçek ACI'da bu. 

Uyanın yaşamın kuklaları....


23 Eylül 2009 Çarşamba

Gözüne Şiir Batmış(Ben-Sen-Biz)

....gözüne şiir kaçmış bir aşığın, düzensiz dizelerindeki gibidir seni sevmek.

(...bak betimliyorum, kanına boşlattığım menimdeki seni.)

Bir ondan bir bundan duygu çalarak, kendi sikiyle sevdiğini zannettiğini sanıp, becermek değil benimkisi. Aşkın en mahrem noktalarına dil darbeleri yaparak uyarmaktır, senin bedeninde beni, seni ve bizi betimlemek.

Nasııı...

Kelimelerinin ürojenik bölgelerinde gidip gelmek. Hayalini onlara dolayarak yatmak, uyumak, rüya görmek. Islanarak kalkıp, sana yalvarmak:

-...şiirlerimi tenindeki karanlıklarımda gizliyorum.

Duy beni...


...avuçlarımın arasında sakladığım hayallerimi boyadığım doğru değil. Sana iki renk söylüyorum hayatımıza dair, bir olandan başka olmayan biz gibi. Biri sen, biri ben, gerisinde kalan ise düşümcelerimde yükselen sen gibi...

Kimisi anlama bindirmeye çalıştıkça ve ardından bulmazsa bişey. Bendeki grisinde gizlenmiş seni bilmediğindendir. Gerimde duranların yıkımıdır, bu geceye dolanan senin, tıpkı yarın sabaha dolanacağın sen gibi...

(Siyah-Beyaz..)

Herşey çözümlenmesi gereken, birkaç bulunması gereken metadan oluşmamakta. Bu zıtlıklardan aynıları çekip çıkarmakla alakalı.

Bir anlamda, olduğunda varolan vücudun çıplaklığı, şimdi anlatmakta bendeki boşlukları.

(...parça, bütün.)

Tan ağır aksak geceden aktığında gündüze, seni bana dolamakta...

-boşluğun benim.

..diyen sesin gibi.

...ilahi yakarışların bulunduğu o eşsiz, vücudun gibi.
(...seni sevmek)

...hergün yeniden doğmak, büyümek, tenine döndüğünde ölmek gibidir.

Sen
Ben
Biz


LiberterKedi'den Perisine...

22 Eylül 2009 Salı

Ötekileşmemek İçin Düşünmek


...bazen fantezist hareketleri ile libidosunu düşüremeyenler, başka insanların ruhlarına girerek onların içerilerinde gidip gelirler. Bu yüzden seks onların benliklerini ele geçirerek, kendi yarattığı hislerinin kölesi eder.

Bu, günümüzdeki ilişkilerin tanımlanmasında araç olan, ufacık bir tümce. Bu sapkının ve kurbanının çift taraflı etkileşimidir.

Sapkın sadece arzularının sönümlenmesi için, kurbanının içerisinde etkinlikler gösterirken, kurban duygusal bir bağlanma ile ona duygusal isteklerini bağımlatır.

...buraya kadar olan tanımlama, fantezistin yaşadığı ilişkinin krokisidir.

Fantezistler, karanlık bir evde sapkın düşüncelerini gerçekleştiren, tek başına kalmış arzularının yarasası olmuş kişilerdir. Temel hareketlerinde ise genel tema sekstir....

Asosyal duygu kemiricisi olan, insan konumundaki bireylerden, fazlasını beklemekse,zaten aptallık olur. Çünkü, arzusunun pozitif yönü, sadece ve sadece tek bir eksen olan sekstir. Aynı eroin bağımlı gibi bir eğilim yolunu izleyen bu kişiler benlik boşluklarını doldurmaktan başka hiçbir şey yapmaz. Bu işte psikolojik bir sapkınlıktır. Hormonların kontrolünü kaybetmektir. Başka bir deyişle, kişinin beynine tahakküm edememesinin sonucudur.

Sonuç olarak çeşitli suçların doğmasına yol açar bu durum. Örnek olarak ise: Tecavüz, cinsel doyumsuzukla birlikte sürekli kendini tatmin etme arayışı, kıskançlık, bunalım, sapkınlık ve bunlara bağlı olarak gerçekleştirilmek istenen/üzere, yapılan eylemler zinciridir. Bunu bireylerde görülen rahatsızlık verici gelişmeler olarakta, betimleyebiliriz...

Aslında kötü bir düşüncesi olmadan, hormonlarının kontrolsüzlüğünün suçlusu olan bu kişilere. Tedavi sürecinden başka birşey gerekmez...sonrasında planlı bir hayat tasarımı ile, herşey yoluna konulabilinir.

Kısacası, cinsel kişilik bozukluğuna sahip bir bireyin, kendi libidosunun esiri haline getirmesiyle birlikte, böyle sapkınca sadece seksi düşünmesi, benlik boşluklarından kaynaklanır.

Peki kurbaların bu eylemlere araç olmasından sonraki ruh yapısı nasıl oluyor?

...adeta param parça olmuş bir cam gibi oluyor.

Bir daha asla, hiçbir şey eskisi gibi olmuyor. Kurban bi sonraki gelen ve hayatı için belkide en uygun olacak kişiye bile, potansiyel bir suçlu olarak bakıyor. Bu durumdan kurtarılmalarının olanaklı yollarından birisi; karşısındaki kişinin bundan sonraki başkaları üzerindeki bireysel ikna ediciliğidir. Buna bağlı olarak kurbanlar, ya mutlu oluyorlar ya da onlarda bir önceki kemiricinin ruhunda oluşturduğu daha büyük gedikten dolayı, hayatlarına gelen bu yeni kişilerinde benliklerini yitirmelerine sebep olabiliyorlar.

Dolayısıyla, bireylerde güvensizlik, suçluya karşı bağlanma, etrafını hep kötü görmeye başlayarak, zincirleme bir psikolojik sapkın hastalık oluşuyor. İşte bu şekilde baktığımızda bu, çok büyük bir sorun. Ve başkalarının hayatlarına sapkın tahakküm kuran bu sapıkların, tedavi edilmemesiyle, bir çok kişi benliğini yitirerek ötekisi gibi olmaya başlıyor...

Sonuç olarak herkes ötekileşiyor, yarattıklarının kölesi olup, düşüncelerini yönetemiyor. Sürekli destek ve yönetilmek ile hayatını idame ettiriyor. Bu işte sistematik bir köleleşme psikolojisidir. Bu yüzden insanın en büyük sorunuda, yarattıklarının kölesi olmasıdır. Bundan sıyrılabilen / kurtulan insan, özgürlüğünü ele alarak, manevi baskın tarafını yıkarak ayna dünyanın karanlık tarafınıda aydınlatabilecektir.

Unutmayın...

İnsan düşünceleriyle her türlü sapkın, kararlı, karmaşık, düğümlenmiş karanlıkları aydınlatabilecek bir mum olabilir.

Yapılması gereken ise düşünebilmektir.

7 Eylül 2009 Pazartesi

Kevaşe İnsanlık!


Sonuçları ne olursa olsun, savaşlarda kullanılan araçları asla haklı çıkarmaz.

Dünya' nın neresindesiniz?

Kafanızı kaldırın ve etrafınıza bakın. Sessiz, sakin, durgun, dinamizmden yoksun bir halde bulunan sizlerin, uyku süreci halinde yaşanılanlar nasılda acı...

...kontrat imzaladığınız o bahçelerin dingin havasından uzak yaşadığınız dünyada: Hiç mi yaşadıklarınızın kokuşmuşluğuna itiraz etmediğiniz için, suçluluk duymuyorsunuz.?

Hurileriniz ile çeşit çeşit pozisyonları düşlerken, yapmadıklarınız ve itirazda bulunmadığınız için gerçekleşenlerden, sizlerde suçlusunuz!

Değişmeyin, yenileceğimiz asıl olan olgu bu kadar katliama sessiz kalmamız.

ACI!

Kelimeler acı çekiyor...

Savaşın, bacakarasına kondomla girsenizde, suçsuz değilsiniz. Fuhuş yapmaya sürüklediğiniz insanlık artık sizden nefret ediyor.

Nasıl mı?

Açın beyninizi ve dümdüz olan beyin kabuğunuzdan içerilere girin. Yani düşünün.

Cevaplar orada.

Bu boktan yaşamın sorumluları sizlersiniz. Duyarsızlıklarınızdan dolayı!

Bu İnsanlığı kevaşe etmişliğin krokisi.

Utanın!

LiberterKedi

3 Eylül 2009 Perşembe

Dünyanın Asıl Problemi

"Dünyanın asıl problemi, ahmaklar ve fanatikler her zaman için kendilerinden çok emin iken, buna karşılık, daha aklıbaşında insanların hep şüphelerle dolu olmaları."

Bertrand Russell

1 Eylül 2009 Salı

Toplum Şizofrenisi

...tutarsızlıklarının ortasında, at nalındaki boka saplanmış canlı.

Nasıl bir halde olduğunun farkında değil.

Her at kendi bokunu, ayağına dolar koşarken. Bizlerde yaşamımızda kendi bokumuza batmış bireyleriz. Palyaço ve askı kişiliklerimizi her saniye, değiştiren bir mekanizmamız var. Başkasının ve yarattıklarımızın kölesi olmuşuz. Acı kimlikler yaratarak ruhumuza kanamışız. Aşırı kadercilik ile ruhani yapımızdan umut bekler haldeyiz. Sürekli bir kurtuluşun muvaffakiyetine inanmışız.

Elde edilen ne?

Koca bir toplumun ŞİZOFRENİSİ!

Uyanın, irkilin ve

DÜŞÜNÜN...

LiberterKedi

30 Ağustos 2009 Pazar

Zeitgeist Addendum


Bu yapıt serinin ikinci filmi. Ekonomik çözümlemeler yapıyor. Eleştirel yönleri bulunsada bence yapılmış iyi belgesellerden

Nazi Concentration Camps/Nazi toplama Kamplarından(Sansürsüz)

Bitti

Bazen derimi üzerimden çıkartıp,
ayaklarımın altında çiğnemek istiyorum.
Kızgınlığını dışarı vermiş bir kuzinenin içerisinde yakıp, 
yok etmek istiyorum onu.
Üzerimde libidosunu düşüren bedenlerden 
arınmak istiyorum 
Bitti.

29 Ağustos 2009 Cumartesi

Öl/ü - Öl/dü

Öl-ü

üüü
sahte ağlayışlar!
haykırışlar,
serzenişler.
Susun!

Baskıların,
etik genelleştirilmelerinin,
sesleri bastırmaların,
olması gereken diye
dayatılanların
.
.
.
ne olduğunu biliyoruz.
genelleştirilmiş macar salamı
...
..
.
üzerini küfler kaplamış
saçmalıklar.
İnsanoğlu
temasında.
Tanrı
-PARA-

öl
-dü.

26 Ağustos 2009 Çarşamba

Onun kalbini yerinden çıkartıp, ayaklarım altında çiğnemek istiyorum....


Onun kalbini yerinden çıkartıp, ayaklarım altında çiğnemek istiyorum.

Bir insanın içerisindeki pis ruhu, en iyi bakışları ortaya serermiş. Fazlaca duygusal bir tanımlama olsada. İnsan bunu yaşadıklarıyla tahlil edip, bir sonuca varabiliyor. Serpilen ruh sökümlerinin çıkarttığı gölgesiz hisler ne kadar karanlık ki, bir gölgeye sahip değil.

Dayanağı yok, temelsiz aslında.

Çünkü insan ruhuna bulaşmış bu abazan duygu tecavüzcülüğü ve insanları yok etme arzusu, bireyin küçük fikirleriyle alakalıdır. İnsanların yokolması uğraşısı, sadece kişilik sorunu ile alakalıdır. Bir Canlının yaşama hakkında saygı duymayan, bırakın insanı, hayvan ilede bir tutulamaz. Sebebi onlar bile, diğerlerinin yaşama haklarına ve alanlarına saygı olurlar hayatlarında.

Peki öyleyse...:

Düşünün, gücü neden arzular bir birey?

Çünkü güçlü olduğunda kendisini yüceltebilecektir. Her konuda söz sahibi olup, bi nevi toplum tanrısı olacaktır. Dediklerine boyun eğilip, sürekli bir sürünün çobanı olacaktır. Yarattığının kölesi olması itibari ve alışganlığı ile, çevresine zararlı olan bu bireyler tüm hayat organizmaları için zararlı bir yumrudan ibarettir. Bu yüzden başa dönerek şunu demeliyim ki: Onun kalbini yerinden çıkartıp, ayaklarım altında çiğnemek istiyorum....

Neden güçlü olduğunda, başkalarını katletme gayretine bürünür insan?

Basit.

Bunun sebebi idealin kendi formunda olan bi insan olması gerektiği, sanrısından. Bu kişinin benlik- yani kişiliksizliğinin - göstergesidir. Tehlikeli olmakla beraber, hiç bir getirisi olmayacaktır. Tek katkısı yoktur. Katliam aslında kendi içerisinde oluşmaktadır bu tip insanlarda.

Ezim, hakaret edim, parçalim...

...bana muhtaciyeti var deme şizofrenisi, büyük bir tanımlanamıyan psikolojik sorundur. Acayip bir girdap bu. Çünkü bir çok kişi bu bozuk benliklere hayran konumunda. Mesela tarihi diktatörler, toplu katliam mimarları, katiller, suç sapkınları...

...çok kötü bu iki etmen.

Bencil, hastalıklı ruh hali olan böyle insanların, desteklenmesi ise, ciddi bir salgının olduğunun göstergesi.

Hümanitenin böylesi kavga ve şiddete eğilimi... Evrilmesi sırasında hayvani dürtülerinin yeterince gelişmemesinden kaynaklanıyor fikrimce. Ama diğer yandan, günümüzde çok az hayvan ihtiyacı olmadığı takdirde çevresine zarar verirken. Bunları yapamayan, aksini gerçekleştiren tonlarca, sürülerce insan var toplumda.

Bu yüzdende bu anlayışta olan herkesin dilinde mi konuşmak gerekli?

Onun kalbini yerinden çıkartıp, ayaklarım altında çiğnemek istiyorum....

...arzusunu mu gütmeli insan, düşündürücü olmaya başladı.

Bu oldukça ironik!

22 Ağustos 2009 Cumartesi

Ötekileştirmek....


İstediğiniz kadar insanları ötekileştirmeye çalıştırın. İnsanların bünyelerinde barındırdığı düşünme yetisini kullanmayı arzulayan bir birey, her daim özgürlüğü için mücadele edecektir. Uyku süreci ne kadar fazla uzatılasada. Direniş bu süreci kıracak, yegane eylemdir!

Düşünmek, okumak, araştırmak, unutmamak, irdelemek, yalan söylememek, mücadele etmek yapılması gereknlerdir. Yıkım süreçlerinin başarıları bunlarla sağlanacaktır. İdeolojilerin dayattığı genel yargılardan şüpheleniyorsanız, onları sorgulayarak hayatınızın sahibi olabilirsiniz.

Soru: Ben zaten hayatımın sahibiyim?

İstediklerini okuyabiliyormusun, düşüncelerini rahat ifade edebiliyormusun, hayatını otoritenin belirlediği yasaların çerçevesinin dışında idame ettirebiliyormusun?

Cevap: ...

Söylenecek sözler, yazılacak cümleler hayatın her kademesinde olacaktır. Bunlar aynı süreçte söyleneceği ve yazılacakları zaman engellenecektirde. Bunun sebebi ötekileştirmek. Ya da başka bir deyişle aynılaştırmak. Bu genelleştirilmiş düşünce paketlerinin getirdiklerinden ötürüdür...

Peki birçok görüşün oluşturduğu düşünce yoğunluğu, tehlikeli ve kaotik bir ortamı destekliyorsa. Tek düze bir ortamın aynılaştırdığı düşünceler ne getirecektir!

Sakatlaştırılmış bu yapıyı kabullenen bunca insan varken toplumda, bu yanlış değildir, değil mi?

Çünkü doğru herkesin kafasına yatandır, kabullendiğidir. Bu yüzden düşündüklerimde gereksizdir!

Basit.

Temelli güç, toplum olduğunu unutan uluslar, bu yıkımsal sanrılara sahiptir. Bu yüzden, tahakküme boyun büken bireyler kaybedeceklerdir!

Ötekileştirmek budur!

Boyun bükme...

Aynılaştırma...

Düşünmeme...

Köleleşme...

Yıkım...

İTAAT ETMEKTİR!