2 Mayıs 2011 Pazartesi

serçe korkusu

 satırladım kelimeleri...

aralarında voltalar atarken, kaybettiğim kimliksiz duygularım toparlanıyor bugün. ben kendi içime evriliyor ve doğmamışlıklarımı düşük yaptırıyorum. rüyanın ortasında uyanamayıp, karabasanla cebelleşmeyi, bilinçli haldeyken yapıyorum defalarca kez...

iki bedende tek kişilik bir sahnede...

söze ikilem büründürdüğüm kimliklerle, sergilemek istemediklerimi piyeslendiriyorum. koru elime alıp, kalbime çeyrek, çeyrek fırlatıyorum. ve ben bölünmüşlüklerimi birleştiriyorum bugün. amorf vücudumda, raffaello misali heykellerini yapıyorum, düş bahçelerimi zenginleştirsin diye...

zeytin ağaçlarının kokusu arasında...

ben senin sırma dereler gibi çağıldayan saçlarına, rüzgarla notaları gömüyorum. amasra' nın yeşil tepeleri kadar yoğun gözlerine her bakışımda, yapraklar döküyorum sözlerimden gözlerime. bir gelişinle, gittiğin beş vakitte; sesinle zihnimde giyindirdiğin imgeleri, sözcüklere batırıyorum için için. 

yetmiyor. hiç bir yüklem, edat, dolaylı tümleç seni taşımıyor / taşıyamıyor.

sanırım yeniden itiraf edeceğim!

limanları eskitiyorum uzaktan. kelimeleri telaffuz edemiyorum dilimde. parmaklarımın titrek ve ürkek hali, her baharda fidanın uterusuna düşen cenin olan sen ile vahdet-i vücud oldu bugünde / seninle. bütün hislerim... tapılanın kimsesizleşmene karşı müdahil olması bile, dizlerini bükmeyecek. emin ol. 

ve yazılmamış önsözü metaforlandıracağız birlikte...

o an, arka sayfanın popülerliğini yitirmesine sebep olacak senin, bu eşsiz nazenin ve öyküsel yapın.  tüm kitaplar ortak dili konuşacak sonunda. ve insanlar farkında olmadan, menekşe gözlerinden süzülecek o ince çizgili mutluluk yaşlarının hazzını anlamdıramayacak. geçmişi derleyen çiçek tozları gibi, duygular/ımız dölleyecek yarını. 
bırak, 
korkma. 
sadece hayal et...

yer çekimine inat, kanat çırpınışlarıyla güneşe kanayacağız...



saçılmamışlığın ve duygusal gizemin eşsiz harikalığı; narkisosu haklı çıkarsada, kelimelerin kul kılıyor, düşlerimi sana...her tebessüm edişinle yüzünde açtığın o esrarengiz biçemle, çölleri bile irkiltmen ile...; hakkari' de bir antalya gibi, sahra çölünde bir yağmur ormanı yaratman gibi. bu bile engellemiyor seni anlatabilmeme... 

ve seni doladıkça umutlara, uzaklaşmak istiyorum sayfalarla. sese sarıldıkça umutla, yetmiyor iki parmak kalınlığındaki dolmalar seni zihnimden kazımaya.

sen...

çizgi ötesinden, en pastel duyguların eskizisin sen. bir annenin çocuğuna verdiği ilk süt kadar temiz ve melaikesin. içinde güneşleri sefer ettiren, gölgelere kabus olan prometheus' un mantık ateşisin sen. yayını terleten ok kadar dik ve sert, köküne eğilmeyen sarmaşık kadar dirençli ve savaşçısın sen. korkma; yıldızlara değecek başın. eteklerinde taşıdığın toprakla, her daim en güzel duygulara gebe kalacağız beraber.

ve artık birlikteyken, son damla korkusuyla buz kesen bitiş yudumu olmayacağız, bu çay fincanı prototipli dünyada

bil ki senden uzakta...

insanların içerisinde, bomboş gözlerle...tıpkı; arsız bir patikanın önüne çekilmiş amansız bir duvar gibi. gardan yolculadığımız veda anındaki son paso treninin sesi arasına karışan hıçkırıklar kadar tiz ve derin bir acı ile çektikçe ağırlaşan zaman... beni rüyalar ve gerçekler arasında gel-gitlerle şizofrenleştiriyor, sesinin ve varlığının gitme korkusuyla. 

bu yüzden göğsümün ortasını yarıpta,
kalbimin kafesinin içerisine
koyduğum yemleri
alır mısın kendine? 

yorgun korkularından 
vazgeçmek için,
benim için.


tema: seni sevmek korkusu






Hiç yorum yok: