23 Kasım 2012 Cuma

serçe' nin semahı -1

barry godber korkunun tablosunu yaptığında, insanın en titrek ruh halini görmüştü.



sahilden, geceleyin kumsala düşen istiridyelerin korkusunu yaşar insanoğlu. karanlık çöktüğünde, önümüze ne çıkacağını bilmeksizin, karanlığın içerisinde hızlıca adım atarız. körelip, kimseleri duymayız. midyeler, acı akşamlarda incileri doğurur. karınlarında parıldayan hayatlarından bir parça bırakırlar. onların artıkları, insanoğlunun taptığıdır. tıpkı hallac-ı mansur'u katlettikleri sebep gibi. bu gerçeği onların suratına yapıştıranlara yaptıkları sadece katliamdır. asıl sevgi, insanın ruhundadır. 

...

bir gün hallac-ı mansur'un tavasin' i insanlara çarpacaktır. anlayabilme kademesine erişenler, bu kişilerin ne demeye çalıştıklarını anlayacaklar. işte o zaman insanlık çürümüşlüğünün, kokuşmuşluğunun ve hiçbir fayda getirmeyen belirsizlik dolu yaşamlarının nasıl da bir boşluk içerisinde, yok olmuşluğa, gittiğinin farkına varacak. çünkü içlerindeki ruh, kevaşe edilmiş ve başkaları taarafından köle edilmiştir. özlerini yitirmişlerdir. 

:::: hallac-ı mansur'dan ::::

yürek bir et parçasıdır; bundan dolayı tanrı bilgisi, orada yer almaz, çünkü tanrısal bir şeydir. 

anlayış, iki mantıksal ölçüye sahiptir; uzunluk ve genişlik. dinsel yaşamın iki kuralı vardır: sözlü kurallar ve yazılı kurallar. yaratılmışların tümü, göklerde ve yerdedir. ama tanrısal giz, ne uzunluğa, ne de genişliğe sahiptir; ne göklerde, ne de yerde bulunur; dışsal biçimlerin içinde değildir, ayrıca sözlü ve yazılı kurallarla ulaşılan içsel hedeflerde de değildir. 

"ben o' nu, kendi gerçekliğiyle biliyorum"

...diyen bir kişi, kendi varlığını, amaçlanan' ın varlığından üstün kılar; çünkü bir şeyi, asıl gerçekliğiyle tanıyan kişi, ondan daha güçlü olur. 

ey insan! 

yaratılmışların içinde, zerre' den daha küçüğü yok ve sen onu algılayamıyorsun. zerreyi bile tanıyamayan insan, bu zerreden daha algılanamaz olan o' nu tanıyabilir mi ?



dışarıda bırakılan şey, ölümlüler tarafına gider; içeride bırakılan da, öz bilgisinin tarafında kalır. gizem, kendi özünü gizlemiştir. düşüncelerden, saptırıcı amaçlardan ve unutkanlıktan kopuk ve uzak kalır. gizeme erişmek isteyen, onlardan korkar ve onlardan korkan, kendini onlardan kurtarır ve uzaklaşır. gizemin doğu' su batı, batı' sı doğu' dur. yeri ise, en yüksek dünyanın yukarısında değildir; en aşağı dünyanın aşağısında da değildir. 

gizem, var olan şeylerden uzaklaşır; hep tanrısal süreklilikle birliktedir. patikaları dardır ve hiçbir yol ona ulaşmaz. anlamları belirgindir ama ona götüren bir kılavuz yoktur. duyular onu hissetmez ve insanların tamamlamaları ona erişemez. ona sahip olan, yalnız kalır; onunla karışan kuralların dışına çıkar; ondan soyunan , kör olur ve kendini ona bağlayan yıkıma uğrar. onun parlaması, kesintisiz akan su gibidir, kaynayan bir pınardır; esintisi boldur; oku delicidir ve fırlatıldığında gücü kesilir. ondan korkan, dünya işlerinden el çeker ve dikkatsiz seyirci olur. 


::::hallac-ı mansur'dan::::
....

insan dünyanın yaprakları arasında kaybolmuş bir kuyu. kendi içerisine bakmaktan ürken, serçe titrekliğindeki ruhunu otoritenin yaşamına kevaşe etmiş bir kaybedilmişlik.

dünya...

"dilsiz ve soğuktur binlerce çöle açılan bir kapıdır dünya. insan senin yitirdiğini yitirirse, bir yerlerde duramaz bir daha."  - F. Nietzsche

işte bu yüzdendirdir seyyahlığımız. kaybettiklerimizden dolayı diyaframımızda oluşturamadığımız o hüngür hüngür ağlama isteği bundandır. şehirlerin ışıltılı gürültülerinden hoşlananların dünyası, bu yüzden popüler ve vurdumduymazdır. hepsi o delik, kararmış yürekleri ile, hayata hep kinayeli yaklaşır. ama ruhlarında taşıdıklar yamalar söküldüğünde birilerince, en gizli duygularının irini akar zihinlere...




bu olgunlaşmışta, güneşte çatırdamış sarma yapraklarına benzer. üzerlerindeki vadilerinde dolaşan çakallara takılan düşünceleri ile insan, dünyanın beş parasız dilencisidir bugün.

sonuç: yok!

kaybeden bir gölgenin öyküsü, onun fiziksel varlığının altında kalmasıyla biter. toprak bir kusma kesesi gibi anaç ve tanrının yüreği kadar ölçütsüzdür.

umut etmek ve yaşama hiç bir şey yapmadan medet ummak, dilencilikten başka bir şey değil de nedir?





Yorum Gönder